Sayfalar

1 Nisan 2014 Salı

İstiklal

Bora bu akşam kendi kendine oynarken TV'de İstiklal Marşı'nı okuyordu biri.TV'nin sesi pek de açık sayılmazdı. Üstünden beş on dakika geçtikten sonra Bora durup dururken "İstiklal!" dedi...Tam da böyle bir ortamda 2,5 yaşında bir Bora kuşunun içten ve pür gür sesle "İstiklal!" demesi şaşırttı, duygulandırdı, ümitlendirdi...

2 Mart 2014 Pazar

Bora'nın Haftasonları "Yumurta" Aşkıyla Uyanışı :)

 
İşte her haftasonu böyle uyanıyor;
 
"Yuburtaaa yiyelim anneee, yuburtaa al babaa, hadi kaabaaaltı yapalım".
Bir de bunun;
"Çocuğun karnı aç Mehmet hadi kaabaltı babalııııım" versiyonu var :)
 
Herkese sevgiler...


23 Şubat 2014 Pazar

Yaşasıııın Çıkartmalı Kipaaap!

Her ne kadar aramızda sadece 1 yaş olsa da kardeşim Engin'in de küçükken bir süre "kitap" a "kipap" dediğini hatırlıyorum :) Bora boyama kitapları ve masal kitaplarını da seviyor ama içinden çıkartma çıkan kitaplara tek kelimeyle bayılıyor!

Birkaç ay önce çıkartmalı bir boyama kitabı almıştık, kitaptaki çıkartmalar bitince epey yas tutmuş, kitabın kendi resimlerini kazımaya kalkmıştı! Bu haftasonu yeni çıkartmalı kitabına çok sevindi. Hatta bütün oyuncaklarının pabucu iki günlüğüne dama atıldı. Hem eğlenceli, hem de alırken "aman öğretici de olsun" gibi bir kaygım olmasa da aslında öğretici bir kitap :) Sanırım tüm dizinin kitaplarını alacağız. 2-3 yaş grubundaki çocuklar için bence çok eğlenceli bir kitap.


Konusu da "Otomobiller" olunca Bora gerçekten bayıldı. Kimisinin lastiğini, kimisinin farını yapıştırıp otomobili tamamlıyor. Akaryakıt istasyonunda pompayı, pompacıyı, tabelalarına kadar yerleştiriyor...  Arabaları feribota dizip, kaptanı da kaptan köşküne yerleştiriyor. Bulutları, güneşi, kuşları da gökyüzüne koyduk mu tamaaam!



Çok dikkatli iş yaparken zaman zaman çeneyi yamultmak, dili hafiften dışarı çıkarmak annesinden miras... :)


Bazı arabaları bile bile ters yapıştırıyor. Yolda diğer arabanın hafiften üstüne bindiriyor. "Niye böyle yaptın oğlum?" deyince de; "Anne o kaza yapmış kazaaa!.." diyor :) (Allah korusun...)


Can simitlerini de taktı, feribot kalkışa hazır...


Mutlu çocuk Bora :)
 

16 Şubat 2014 Pazar

Özgür Hissedebilmek...

Tam da böyle hissediyorum :
Yağmur çiselerken hiç umursamadan altında dans eden küçük bir kız çocuğu gibi...
Islanırmışım, üşütürmüşüm, yerler çamurluymuş, üstüm kirlenirmiş, sonra beni beğenmezlermiş hiç umurumda değil!


Aslında ben çocukluğumdan beri böyleydim zaten :) Ama hepimiz büyüdükçe istesek de istemesek de iyi çocuk olma, sayısız sınavı geçip en başarılı öğrenci olma, iyi çalışan, iyi arkadaş, iyi eş, iyi evlat, iyi anne-baba olma yolunda çabalayıp dururuz. Çabalar, çabalar sonra çoğu zaman hayatın asıl amacını unuturuz.
Artık 30 yaşına ulaşmış bir anne olarak ben hayatta mutlu olmak için, bir şekilde her an rahat ve özgür hissedebilmek gerektiğini öğrenmiş bulunuyorum! Sağlıklı olmak ve sevdiklerinle bir arada olmak dışında en önemli iki şey "rahat" ve "özgür" hissedebilmek buna eminim...

Her an hesap-kitap yapan, her şey tam mı, eksik bir şey var mı, herşey kontrol altında mı, heryer tertemiz mi bunları düşünen bir insan olmadım, istesem de olamadım hiçbir zaman... Benim de herkes kadar hassas olduğum noktalar, ince ince düşündüğüm konular olmuştur. Aman herşey düzgün olsun, herşey yolunda olsun dediğim zamanlar çoktur... Ama özellikle Bora dünyaya geldikten sonra anne-baba olan birçok insanın tam tersine herşeyi akışına bırakmayı öğrendim. Bunu öğrenmemde en büyük etkisi dünyanın en pozitif ve kaderci insanlarından sevgili eşimin katkısı da büyüktür :)

Çevremde çok anne-baba görüyorum; çocuk sahibi olduktan sonra tabiri caizse rahat bir nefes alamıyorlar, ya da kendileri kendilerine aldırmıyorlar demek daha doğru olur. Minicik çocukla 2 saatlik gezmeye giderken nerdeyse bavul büyüklüğünde çanta ile evden çıkıp yorgun argın kendini eve zor atan anne-babalar görüyorum. İlk bebek sahibi olduğumuzda rutin doktor kontrollerine birkaç kez sırt çantasıyla gittiğimiz olmuştu. Sevgili doktorumuz Sevil Hanım "Çocuklar bir compact yaşamayı öğrenin, bir bez, bir mendille çıkıverin" dediğinde "Nasıl olur?" diye düşünmüştüm. Oluyormuş!.. Hem de çok güzel oluyormuş :) Allah'tan hemencecik kabullenmiştim böyle yaşamayı. Çok şükür, çok kusan, çok terleyen bir bebek de olmadığından çantamıza tek bir bez atıp özgürce gezen bir aile oluverdik. Hatta dünkü gibi bazen yanımıza bez almayı unuttuğumuz bile oldu! :) Bora 27 aylık ama bugüne kadar hiç zor durumda kaldığımız olmadı...

Hamileyken "Ahh, off" dediğimi, "Aşeriyorum, oram ağrıyor, buram ağrıyor" dediğimi hatırlamıyorum hiç. 9. aya kadar hergün en az 4 km yol yürür, 8. ayın sonuna kadar her fırsatta asansör kullanmayıp merdivenleri çifter çifter çıkardım. Tüm evin temizliğini kendim yapar, koca göbeğimle yerleri, camları silerdim. Üstelik nerdeyse her haftasonu da misafir ağırlardım :) Buna rağmen doğuma giderken bile doğum sancısı çekmemiştim. Her istediklerinde bütün sevdiklerimin, arkadaşlarımın, yakınlarımın yanına koşardım, her özel günlerinde herkesin yanında olurdum. "Hamileyim, zorlanıyorum, midem bulanıyor, sancım var gelemiyorum" demezdim kimseye. Sonra bebeğim dünyaya geldiğinde de dünyanın merkezine onu koyup, herkesi, tüm dostlarımı elimin tersiyle itmedim hiçbir zaman! Çoğu kez bebeğimi evde bırakıp, üstüne yıkanmayı bekleyen çamaşırları, pişirilmesi gereken yemekleri, ilgilenilmesi gereken sevgili eşi, alınması gereken tozları da bırakıp "baş başa dertleşmek isteyen" dostlarımın, yalnız kahve içmek isteyen arkadaşlarımın yanına koştum. Sonra ben benzer şekilde karşılık gördüm mü? Soranlar oluyor; hiç önemli değil... Ben o an ne yapmak istiyorsa, içinden ne geliyorsa onu yapan bir insanım. Ne yeni evli olmak, ne hamile olmak, ne yeni bebek sahibi olmak beni zincirlemedi, özgürlüğümü elimden almadı.

2 saatlik eğlenceye gidebilmek için önce işte, evde bitirilmesi gereken işleri bitirmeye çalışmaktan helak olup sonra bitkinlikten anın tadını çıkaramayan insanlar görüyorum. O an içinden geldiğinde spontan davranıp biryerlere gidebilen insanlar olamıyor kimse çoğu zaman. Evdeyken evde olmaktan, biryerlere giderken trafikten şikayet eden, herhangi biryerde anın tadını çıkarmayı unutup ortamdan memnun olmayan insanlar görüyorum. İşte çalışırken hedeflere boğulmaktan insanın "sosyal bir varlık olduğunu" unutarak; sabah günaydın demeden, hafta başına arkadaşının hafta sonu nasıl geçmiş onu öğrenmeden başlayan suratı asık çalışanlar görüyorum. Herşeyin en ekonomiğini almak, boş yere para harcamamak, var olan paraların üstüne para eklemek için kazandıklarından daha çok değerli vakitlerini kaybeden, değerli dostlarını kaybeden insanlar görüyorum... Sonra... Ya işimi kaybedersem korkusu, ya eşimi kaybedersem, ya arkadaşımı kaybedersem, ya paramı kaybedersem korkusu aslında hepimizi en sonunda insanlığımızı kaybetmeye sürüklüyor.

Etrafımızdaki zincirlerin sahibi biziz, onlardan kurtulması gereken de biz...
"Aman Bora çok zeki, çok başarılı bir çocuk olsun" gibi bir kaygım olmadı hiç bir zaman.  "Aman bu hafta Bora'yla bilmem ne aktivitesi yaptık, aman bu hafta kağıtlardan gökdelen yaptık, bu hafta bezden bebek diktik, bu hafta renkleri ezberledik, bu hafta meyveleri öğrendik" gibi planlı olmaya çalışan bir tarzım da olmadı hiç, olmayacak... Bunu yapan anne-babaları görüp çocuklarının daha minicikken sürekli birşeyler öğrenme ve ezberlemeye meyledilmesi sonucu ne yazık ki bıkkın ufaklıklar görüyorum. Kendi yolunu kendisinin bulmasını sağlayan anne babaların ise mutlu, neşeli, konuşkan, yaratıcı çocuklarını hemen farkedebiliyorum. Bunun için Bora'ya öğretmeye çalıştığım tek şey "erdemli bir birey olmak". Onun dışında herşeyi zamanın akışında, hayatın içinde gerektiği kadar öğreneceğinden eminim...

Benim gibi o an canı ne yapmak isterse onu yapan, spontan yaşamayı, hayatı ve gezmeyi seven bir çocuk olsun. Birşeyleri ezberlemektense, okullar bitirip diplomaları çerçeveletmektense "yaratıcı bakmayı" bilmenin, "farklı olmanın" ve "hem özgüvenli hem de alçakgönüllü" olabilmenin önemli olduğunu öğrensin. Dost biriktirmenin para biriktirmekten daha önemli olduğunu öğrensin. Sevgisini cömertçe paylaşmayı ama kıymet bilmeyenlerle de fazlaca uğraşmamayı bilsin...

Ne olursa olsun kocaman aileler, onlarca arkadaşların içinde hayatta yalnız olduğunu, yalnızken, "kendi ile mutlu olabilmeyi", "kendiyle mutlu kalabilmeyi" becerebilsin. Henüz bir yaşındayken sabahın 7'sinde onu arabaya götürürken çiseleyen yağmuru görüp, uyanıp ağzını kocaman açarak yağmur damlalarını yuttuğundaki gibi bir çocuk olsun her zaman! Kaç yaşına gelirse gelsin, yağmurun altında çıplak ayakla özgürce dansedip mutlu olabilsin... Özgür olsun...

14 Şubat 2014 Cuma

Hoşgeldin Boracaniko!

Sevgililer günü tüketimi özendirmek amaçlı hediyeleşmeyi teşvik etmesinin dışında bizim için çok farklı bir anlam ifade ediyor. Bizim için "sevgi günü" iki kez, dört kez, on kez, bin kez, milyon kez daha anlamlı... Bugün Borişko'nun dünyaya gelebilmek için yola çıktığı ilk gün :)
Kocaman sevgisinin dünyamızda yeşerdiği gün...
İyi ki, iyi ki, iyi ki geldin hayatımıza... Sevgililer gününde bir insanın alabileceği en muhteşem hediyesin canım sarışınım!

Seni çooooook seviyoruz!

14 Ocak 2014 Salı

Emre Bora Çizgi Roman :)

"Bunu blogta mutlaka paylaşmalıyım!" deyip sonra işten güçten fırsat bulamadığım, beni mutlu eden öyle çok küçük ama büyük şey oluyor ki... Bora'nın isim babası Emre Amcası' nın bir gece can sıkıntısından Boa için yaptığı bu "Emre Bora'nın Maceraları" isimli renkli çizgi roman tadında tasarım bizi çok şaşırttı ve sevindirdi :) Bora o kadar şanslı ki...Onu çok seven büyükleri, Bora için yaratıcılıklarını konuşturan abileri, ablaları var...Bu da tıpkı Sakın Beni Unutma Panosu gibi Bora için çok güzel bir anı oldu. Bora'ya oda yaptığımızda pano gibi bu tasarımı da çerçeveleyip asmayı düşünüyorum.
 
Emre Abisi ve Gözde Ablasına kocamaaaan sevgiler Bora'dan ve annesinden...





13 Ocak 2014 Pazartesi

Bora'nın Doğum Günü Hediyesi : Sakın Beni Unutma Panosu

Birkaç ay önce 30 yaşıma girdim. Doğum günüme aylar vardı, sevgili eşime ve sevgili pamuğuma "Sakın Beni Unutma" tablolarını gördüğüm blogun linkini gönderdim. Adetim değildir, hayatımda hiçbir zaman kimseden en ufak bir şey isteyemem. Ama ne kadar çok istemişsem 30 yaşıma girerken böyle bir pano sahibi olmayı yüzümü karartıp hafif bir ima ile her ikisine de gönderdim, hediye isteğimi belli etmek adına! Pahalı birşeyse bile el ele verir yaptırırlar, olmadı arkadaşlar arasında para toplarlar dedim :P
 
O güne kadar da özellikle eşime o benim ağzımı aradıkça; "Aman maddi hediye istemem, aman bana birşey alma ama hatıra gibi bir şey olsa hayır demem! Yaratıcılığını konuştur!" vb gibi şeyler söyledim. Sonra büyük gün geldi, eşim ve en yakın arkadaşım eşiyle sürpriz bir şekilde karşımdaydılar, harika hediyeler, güzel bir akşam yemeği. Herşey çok güzeldi ama pano filan gelmedi. Aman bende bir burukluk, bir burukluk sormayın!..Eşim, Bora'm, arkadaşlarım, kardeşim yanımdaydı; sonrasında çocuk parkında kaydıraktan kaydık koca iki kadın...Herşey çok güzeldi, hepsine çok teşekkür ediyorum :) Ama benim gözlerim pano aramadı değil...

Neyse... Bora'nın doğum günü yaklaşınca, bana yapmadılar ama ben oğluma Sakın Beni Unutma panosu yaptırayım dedim. Bu fikrin sahibi Nuray Hanım'la konuşurken meğer eşimin kendisiyle görüştüğünü ama ne hikmetse panoyu yaptırmadığını öğrendim :) Panonun hazırlanması için Bora ile ilgili küçük soruları cevaplayıp gönderince sonuç olarak aşağıdaki cıvıl cıvıl pano geldi! Ve gördüğümde o kadar beğendim ki, gözlerim doldu!

Küçük Prensim, Boralika'm iyi ki doğdun! Seni çok seviyoruz!

 
 
En çok "Diksiyon dersi verilir" kısmına güldüm, Nuray Hanım'ın kendi fikri... :)
 
 
 

4 Ocak 2014 Cumartesi

Yeni Yıl Hallerimiz

En çok yeni yılın ilk gününün boşvermişliğini seviyorum. Zamanı dondurmuş gibi hissetmeyi, hiçbirşey düşünmeden evde vakit geçirmeyi, saate hiç bakmadan günü geçirmeyi seviyorum. İki günlük tatilimin ilk gününde dışardaki ufak tefek işlerimi halledip bi hevesle kitapçıya koştum. Bora'ya yeni yıl hediyesi olarak bir puzzle kendimize de birkaç kitap ve film aldım. Ha bir de 6-7 tane Milli Piyango bileti, anneannemlerin özel ricası! Vee erkenden eve döndüm.
 
Yılbaşı Bora'sı :)


Alışveriş merkezinin yılbaşı sürprizi hareketli bu kocaman ayıyı Bora çok ama çok sevdi:)


Yılbaşından önce annesini ofisinde ziyaret eden Boracık :)


Bora'nın yeni yıl hediyesi puzzleları ile o gün eve gelir gelmez uğraşmaya başladık. "Göz buldum anneee, bak göz buldum anneee!" diyerek başladı Bora. Göz olan parçaları bir araya getirerek başladı puzzle'ı yapmaya. Sonra nedense puzzle'daki şu esmer boncuk gözlü karakterden korktu. Tutturdu "Anne ben bundan koooktuum anne ben bundan koooktuum!" demeye. "Korkacak bir şey yok oğlum, bak bu abi, abiiiii..." dediğimde ise; "Korkacak bişey yok mu annee, abi mi bu anne?" deyip durdu papağan gibi :) Akşam babasına da "Baba biz oyun oynadık, böööle böööle birbirine yapıştırdık. Gagası baarardı, kuş baardı..."diye anlattı Boraciko...


Benim gibi sinema filmi meraklısı biri için yeni DVD filmler almış olmak, bir tatil gününü evde yeni filmler izleyerek geçirmek kadar mutluluk verici başka bir şey daha var mıdır bilmiyorum? Yıllardır orijinal film ve kitaplara harcadığım paralarla başka büyük bir yatırım yapabilirdim sanırım. Ama benim için en büyük yatırım çocuklarıma bırakacağım, hepsi okunmuş, içinde ilgili dönemlere ait notlar, ipuçları bulunan kitaplarla dolu zengin bir kütüphane ve film arşivi bırakmak.



Bunlar da yeni kitaplarım :) Böğürtlen Kışı, sevgili blogger arkadaşım, birbirimizi henüz fiziken görmemiş olsak da çok sevdiğim güzel Özlem'ciğimin (Dondurma Delisi) hediyesi... :) O kadar şaşırttı ve mutlu etti ki güzel hediyeleriyle...


"Türkiye Ağaca Neden Sarıldı?" kitabı Türkiye'nin son dönemde yaşadığı ve aslında yıllar sonra gerçekten önemli bir dönüm noktası olarak anlatılacak o günleri anlatıyor. İçindeki çarpıcı resimler, başlıklar ve özetler beni çok etkiledi. Henüz okumaya başlamadım ama okumak için sabırsızlanıyorum.







Umarım 2014 hepinize güzellikler getirir. İçinizden geçen tüm dileklerin gerçekleşmesi dileğiyle...
 
Herkese mutlu yıllar,
 
Sevgiler,
 
Derya